Hayat sizi felçli Firdevs Hanım olmaya sürükler bazen...


Hayatınızda bir an vardır hani saniyeler, dakikalar dursun istersiniz ya hah işte ben onu 14 Mayıs 2014’te tam da okulda yaşadım. Ama başıma gelenlerden önce bir iki şey söylemek istiyorum. Filmlerde işlenen aptal aşık olayının abartıldığını, kendimce o kadar da olamayacağını düşündüğüm sahnelerin neredeyse en beterini yaşadım. Hayat işte…
Yine tabii ki de bir gün okuldayım. (İnanmazsınız.) Salaş bir tişört giymişim, bakımsızım çünkü neden 1 haftadır beyefendiyi görmemişim. (Sanki sevgiliyiz tövbe Yarabbi. Neyin tribindeysem!) Farklı üniversitede okumasına rağmen bizim sınıftaki Ahmet’ten daha çok bizim okula gelmiş olan canım kuzenim Gizem ile okulumuzda oturuyoruz. Bu arada anlatmayı unuttum; bizim kız da benimkinin yakın arkadaşına yanık! Al sana düşük bütçeli Türk gençlik dizisi. Neyse Gizem’inki (Ozan) tam ön masamızda oturuyor. (Bu arada masalar dediğim de piknik masası 2 tane yan yana. Siz canlandırın işte) Biz de Gizemle Yarabbi panikten konuşacak konu bulamıyoruz ama başka zaman olsa dilimiz şişer gıybetten ama kız panik yaptı, yapacak bir şey yok. Aradan 5 dakika bile geçmeden Ozan, O.’nun adını seslenmez mi?! Vallahi seslendi. Bilirsiniz Aşk-ı Memnu’nun sonundaki felçli Firdevs Hanım’ı işte kafanızda onu canlandırın, ben tam olarak öyleydim. Ey kurban olduğum Yarabbi 1 hafta saçın fönlü okula gel, göreme; saçın tepede Pisa Kulesi gibi topuzunun bile yamuk olduğu gün önüne gelsin. Yazıklar olsun sana evren!
Ozan’la yaptığı boş sohbetin ardından önden dolanıp yanıma gelen O. bana demesin mi “oturabilir miyim?” diye! Dedi. O dedi ama keşke ben cevap verebilecek kadar işaret dili bilseydim. Çünkü ağız bölgem sanırım o anda yıllık izne çıktı ve ben SADECE gözlerimi kırpıp evet demeye çalıştım. Muazzam bir başarı örneğiyim. 1 yıllık platonik aşkım hemen dibimde oturuyor ve ben Firdevs Hanım’ın felçli hali gibi oturuyorum. Tam da bu sırada O.’nun karşısına da Ozan gelip oturmaz mı? Oturdu. Hadi buyurun. Masada Gizem, Ozan, O. ve ben. Rönesans tablosu gibiyiz, yemin ederim. Aklımı kaybediyorum, bilinç kaybı şikâyetiyle revire gitmeme ramak kaldı. Sonra bir anda Manga ile Göksel çıktı ve “Dursun Zaman” parçasını söylemeye başladılar. Düşünün ne haldeyim! Kafa gitmiş. Derken durun daha bitmedi. Tam bu sırada Kemal gelip aramıza oturdu. Aksiyon, gerilim eksilmiyor asla. Onunla konuşuyorum ve ona öylesine sorduğum bir soruyu arkaya çekilerek O.’yu gösteriyor ve ona sormamı söylüyor. Arkadaşlar ağız gitmişti ya, artık beyin de sizlere ömür. İşte o an ilk defa gözlerimiz, bu kadar yakından birbirine baktı. Sıradan bir çift kahverengi göz ne kadar güzel olabilir ki? Çok güzeldi. Size yemin ederim, o anda her yer simsiyahtı ve sadece onunla ben vardım. Maalesef o dönemki Soma faciasının sebebiyle, yapılacak bir etkinliğin iptal olup olmayacağını sordum. Yani öyle diyorlar, sormuşum. Üzerinden neredeyse 4 yıl geçecek ve ben hala ne söylediğini bilmiyorum. Hani resmen görüntü var, ses yok. Çocuk Soma faciasından, üzücü olaylardan bahsediyor ve gözlerimiz birbirinden ayrılmadan, gülümsüyorum. NEDEN? İşte aptal aşık dediğimiz şey tam da bu oluyor, sevgili arkadaşlar. İşin özü BENİM gibi olmayın! Seviyorsanız gidin konuşun :)  Bugünlük de dersimizi aldığımıza göre dağılabiliriz…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ufak Tefek Şizofreniler

Bir Minik Veda ve Yeni başlangıçlara...