Uzun Lafın Kısasına Nereden Gidebiliyoruz?


  Aşk konusunda gerçekten, şanssız biriyim. Ama bunun sebebini çocukken kilolarım zannederdim ki bence hala o dönemde öyleydi diye düşünüyorum. Çocukken, insanlar birbirlerine karşı maalesef daha acımasız oluyor. Özellikle eskiden, şimdiki gibi fotoshoplar falan yoktu ve kiloluysan ‘şişko patates yarım kilo domates’ gibi birçok tekerlemeye maruz kalıyordunuz. Hala bile çok özgüvenli bir insan değilim. Galiba olayın en başından, ilkokul çağlarımdan gelen bu tarz olaylar etkili oldu zannediyorum. Her neyse konu acılı çocukluk anılarım değildi. Aşk konusuna dönecek olursam evet o dönemdeki kilolarım, aşk hayatımı biraz etkilemiş olabilir. Lakin büyüdükçe fark ettim ki kilolu olmak buna pek engel oluşturmuyor. Şuan da bile etrafımda kilolu olup güzel ilişkiler yaşayanlar var. Demek ki sorunumun tamamını kilolarım oluşturmuyormuş. Peki, sorun neydeydi? Vallahi inanır mısınız, hala bilmiyorum. Bence ikinci sorun çocukken çok kitap okumamdı. Okumaya başlamadan önce bile kitap delisi bir çocuktum ve bir sürü kitabım vardı. Tabi o zamanlar çoğunluğu görsellikten oluşan kitaplardı her neyse daha sonra okumayı öğrendikten sonra, belki binlerce masal, kitap okudum ve her birinden o kadar etkilendim ki, hayatta her zaman iyilerin kazanacağı mutlu sonlara inandırdım kendimi. Bu size klasik gelebilir ama maalesef, hiç kardeşim olmadığı için, kitaplar çok küçük yaştan beri en büyük sırdaşım ve arkadaşım oldular. Benim de her çocuk gibi hayal gücüm çok genişti ve bu kitaplarla birleştiğinde, şahane bir ütopya hayaliyle büyümüş oldum. Büyüdüm ve büyürken maalesef hayatın masal kitaplarındaki gibi olmadığını fark ettim. Masallarda kötü sonlar yoktur, kimse ölmez ve sonunda kız sevdiği beyaz atlı prensine kavuşur. Hayatın masal olmadığını ilk olarak, 9-10 yaşlarımdaydım sanırım, babaannem vefat ettiğinde anladım. Çünkü o yaşa kadar annemler çalışırken evde babaannemle büyümüştüm. İlk arkadaşım ve sırdaşımdı. Bu nedenle onu bir daha göremeyecek olmak, beni derinden etkilemişti. İşte sanırım ilk o zaman anladım masal kahramanı olmadığımı. Daha sonra 12 yaşımda da babamı kaybettikten sonra, hayatın masal olmadığını ve gerçek hayatın hayal ettiğimden çok daha farklı ve acımasız olduğunu anladım. Bunları çok küçük yaşta yaşamış olmak, benim karakterimi ve hayatımı tamamen değiştirdi. Tam 12 yaşımdan beri çevremdeki diğer arkadaşlarıma göre hep daha olgun oldum ve kararlar verirken hep daha mantıklı olmaya çalıştım. Babamın vefatından sonra annemle, anneannem ve iki teyzemle yaşamaya başladık. Sanırım hayatımın diğer bir dönüm noktası da bu oldu. Erkeksiz bir evde büyümek, kendimi onlara karşı daha savunmacı yapmıştı belki de. İlginçtir ki daha sonraları da en yakın arkadaşlarımın çoğu erkeklerden oluştu. Hala da öyle. Sebebi ben ve bilim adamları tarafından henüz bilinmiyor olsa da bu konudan şikâyetçi değilim. Konudan çok saptım hemen toparlıyorum. Yani demem o ki uzun lafın kısası daha sonra beğendiğim erkeklerin hemen hemen hepsiyle “kanka” oldum. İşte bu da bu zamana kadar ilişki yaşayamamamdaki sebeplerden bir tanesi oldu. Yakın kız arkadaşlarım ve değerli çokbilmiş kuzenim Gizem’e göre en baş sebep “kanka” gibi davranıyormuşum. Yahu diğer kızlar nasıl davranıyorsa ben de aynı davranıyorum. Ama neymiş ben cilve yapamıyormuşum. Tamam, bu konuda hak veriyorum. Bu olay benim için biraz sıkıntıda çünkü çokça denemeler yapmış olsam da henüz ilerleme kaydedebilmiş değilim. Ne zaman bir şey denesem tam olarak ‘deli kız-halı’ ilişkisi şeklinde oluyor ya da işin sonu batak oynarken bitiyor. Cilve kısmını şimdilik rafa kaldırıyor son dönemlerin büyük bir sorununu gündeme getiriyorum. Allah aşkına “üniversitede kızlar teklif ediyormuş” geyiğini ilk kim çıkardıysa onu bana bir gönderin rica ediyorum. Yahu ben beğendiğim kişiye 5 metre yaklaşamıyorum, kalbim ağzımdan çıkacak gibi oluyorum, ne teklifi! Hoş bu konuyla alakalı da arkadaşlarım yardımcı olmaya çalıştı ve ben tabi ki yabani bir kurt olduğum için asla bir şey yapamadım. Bakınız, üniversitede en yakın erkek arkadaşım Kemal, O.’nunla arkadaştı ve bizi belki milyon defa tanıştırmaya çalıştı. Şimdi sen gerizekalı mısın laflarını en sona bırakalım çünkü o kısım biraz uzayabilir sonlara doğru. Neyse yine günlerden bir gün dersliğin önünde dersin başlamasını beklerken Kemal ile sohbet ediyoruz ve tahmin edebileceğiniz üzere koridorun ucunda parlak bir ışık gibi O. geliyor. Sanırım 1 veya 2 dakikalık bir olay benim için o kadar ağır çekimde geçti ki anlatamam! Sonuç olarak yaklaştı, yaklaştı ve yaklaştı… Kemal artık bu sefer tanıştırmak istediği için kolumdan tutuyor kaçmamam için ama o anda gelen İstiklal Marşı’nın “ … Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” mısrasından güç alarak Kemal’in kolundan sıyrılıp sınıfın içine doğru kendimi fırlatıyorum. Evet, gerizekalıyım. Sonrasında da sıramdan kapının önünde O.’nun ve Kemal’in konuşmasını izliyorum. Elimden en fazla bu kadarı geliyordu ne yapabilirdim ki? Utangaçlık dalında bir ödül verilecekse dünya çapında bence ben alabilirim. Tabi artık kendimi biraz daha düzeltmeye çalışıyorum. Bakalım hayırlısı…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ufak Tefek Şizofreniler

Hayat sizi felçli Firdevs Hanım olmaya sürükler bazen...

Bir Minik Veda ve Yeni başlangıçlara...